Oktay'ın 24 saat Güneşköy'de

Oktay'ın 24 saat Güneşköy'de
18/07/2021

Bayramdan önce Ankara’ya gelince, birlikte Güneşköy’ü ziyaret etmek istedim… Celal’i görmek de güzel olacaktı… Geleceğimi bilmiyordu; ona sürpriz olsun istedik.

Oktay1 Claire’in arabasıyla geldik. Elmadağ’dan Celal’e yiyecek birşeyler aldık. Bir süredir sigarayı bıraktığı için sigara almadık. Çok sıcak ve bunaltıcı bir gündü… Ama Güneşköy’de Celal ile çardağın altında oturup çay içince biraz ferahladık. Ramazan da ordaydı… Güzel bir sohbet oldu… Hem biraz hasret giderdik…

Oktay2 Güneşköy çok gelişmiş… Bütün ağaçlar büyümüş, coşmuş… Erikler, vişneler, elmalar, armutlar… Sebze ekilen bahçeler ise tamamen dolu ve canlı… İlk ürün paketleri bayramdan önce dağıtılmış… Biber, salatalık, kabak, fasulye… Bahçedeki domatesler henüz kızarıyor… Bu yüzden ilk paketlere sanırım seradaki domateslerden konmuş olmalı… Diğer ürünler sıralarını bekliyor…

 

Bölge son yılların en sıcak ve kurak yazını yaşıyormuş… Bir süredir ciddi su sıkıntısı çekiyor Hisarköy’ün çiftçileri. Kuyusu olanlar oradan yararlanarak bahçelerini suluyorlar. Ama bunların sayısının çok az olduğunu öğrendim… Çoğu köylü susuz… Bir kısmı kuyusu ve hidrofor sistemi olan Güneşköy’den su talep ediyormuş… Ama bütün köyü buradan sulamak mümkün değil… Maalesef yapacak fazla bir şey yok☹.

Celal Güneşköy’ün bahçelerini sulamaya çalışıyor… Aralarda yabani otları temizliyor… Sürekli bir şeyler yapıyor. Yardımcısı bayram iznine gitmiş… Kendisi de bayramda bir kaç gün evine gidecek… O sırada Claire, İnci ve Ali burada olacaklar…

Oktay3 Akşama doğru Claire ile araziyi dolaşmaya çıktık. Elimizde su şişeleri ve bir küçük sepet… Claire’in kanyona diktiği söğütlerin çoğu tutmuş, onları suladık. Herkül de bize eşlik etti.

Sonra meyve ağaçlarını gezdik; biraz vişne, erik ve elma topladık. Aşısız yabani vişneler küçük, siyah… Ve acayip lezzetli. Erik ve elmalar henüz tam olmamış… Ama Celal bize bir kaç mürdüm eriği getirmişti geldiğimizde…

Sonra Mandala’nın etrafındaki çiçekleri ve ağaçları suladık Claire ile. Eskiden tavukların olduğu kümesin etrafında biraz içim buruk dolaştık…

Son gittiğimde neredeyse tamamlanan viyadük hattının arazi ve topoğrafya ile ilginç ve etkileyici tezatlık ilişkisi dikkatimi çekmişti. Bu sefer değişen güneş ve gölgelerin eşliğinde bu viyadükler gözüme çok güzel göründüler… Gerçekten birer modern heykel, sanat eseri gibiler. Louvre’un bahçesindeki cam piramit gibi, tezatın büyüleyici etkisi… Değişik açılardan fotoğraflar çektik ikimiz de…

       

Döndüğümüzde Celal’in kurufasulye, pilav ve salata’dan oluşan lezzetli akşam yemeğine ortak olduk. Ardından çay ve sohbetle devam ettik. Celal son kez sulama pompalarını ziyaret etti, vanaları kapattı… Döndüğünde 11.00 civarında yattı… Ben Claire ile biraz daha oturdum… Gecenin tadını çıkardık… Claire ile burada olmak ikimize de iyi geldi. Keşke daha sık yapabilsek diye hayıflandık… Daha sık geleceğim bundan sonra… Claire’e söz verdim.

Ertesi sabah erkenden kalktık. Ben biraz etrafı dolaştım… Yukarıdaki araziye ve tepelere, göletin oralara çıktım. Toprak, kayalar, çeşit çeşit bozkır bitkisi, çiçeği… hayvanlar… Büyüleyici…

Oktay4   

            

Ne güzel bir yer… Ne güzel değerlendirilecek konumlar, araziler… Ama aklımızdan geçenlerin hepsine yetecek imkanımız ve enerjimiz yok ne yazık ki… Olsun hayali bile güzel.  Doğanın içinde olmak ve onunla farklı dillerden ve duygulardan konuşabilmenin kendisi güzel zaten… Ve fazlasıyla yeterli… Elimizdekinin ve yapabildiklerimizin kıymetini bilmek, keyfini çıkarmak… Fazla zorlamadan… Ve doğanın sunduğunun değerini bilerek…

 

 Oktay5 Bir saati aşan bu yürüyüş ve keşfin peşinden aşağıya indim. Sera’da yine Celal ve Claire’in hazırladığı kahvaltıya yardım ettim.  Çardağa çıkardık ve güzel bir kahvaltı yaptık. Yine keyifli ve renkli sohbet… Sonra Celal pırasaları sulamaya gitti… Ben de Claire ile biraz biber, salatalık, kabak ve fasulye topladım… Çardağın büyük masasında ikiye böldük… Yarısını Fevzi ve Larissa’ya götüreceğiz…

Güneş fazla kızdırmadan Celal’e hoşçakal dedik ve Güneşköy’den ayrıldık. Buralar artık bir kaç ay Celal’e, Claire’e, İnci ve Ali’ye emanet…

Ben ancak Ekim ayında tekrar gelebileceğim. Ordu’da yeni inşa ettiğim evde kitabım üzerine çalışmaya devam… Aklımın yarısı Ankara’da; Claire’de ve Güneşköy’de…

Diğer Blog Yazıları
Tüm Blog Yazıları
Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kabul Et