Dilara

Dilara
10/08/2015

“Haydi gidelim Güneşköy’e!” Dedik bir Cumartesi öğleni daha, bu cümleyi bana babam söylerdi her Cumartesi sabahı, ben 12 yaşlarındayken. Uzun süredir Güneşköyümüzün taze toprağına basmamış ve tertemiz havasini solumayan ben, buraların oldukça  değişmiş oldugunu söylemem gerekiyor. Sevgi, çaba ve zahmet vererek gerçekleştirilmiş bir ortak yaratım projesinin ortasındaydım.

Celal abi patlıcanlı bir yemek hazırlamış bizleri bekliyordu, Claire (Neşe dolu ve bilgili İngiliz), Ömür (Tavukların babası), İnci (Mavi gözlü, kitapların içine dalan) ve Ali (Ciddi ama o kadar da güzel espirili ve hikayeli).

Oturduk lezzetli sofranın başına, ben bir kenara oturdum, gözlemliyordum herkesi, herşeyi…Sıcak bir Ağustos akşamı, o samimi ortamın içinde bende gülüyordum arada bir, ama asıl ilgimi çeken o karanlık gökyüzünde görünen küçük, parlak noktacıklar, ya da daha doğrusu yıldızlar. Sanırım Claire bakışlarımın nereye yöneldiğini fark etmişti, çay vakti geldiğinde beni kaldırmıştı ve astronomi uzerine bilgiler verdi. Belki bir saat boyunca ayak üstünde durduk, elimizde bitmiş bir cay fincanıyla ve kafamız daima yukarı  bakarak. Tutkulu. Gece mi çok tatlı idi yoksa içimiz mi çok keyif doluydu ne, “A la belle etoile”uyuyalım  dedik, yani fransızların dediği gibi “Güzel  yıldızda uyuyalım “, ne kadar da seviyorum bu küçük deyimlerini…Yani bizlerin dediği gibi “Yıldızların altında , açık havada uyuyalım.”

Uyku tulumu aldık, fazla sıcaktı sanırım, üstüne yatıverdik, kollarımı koydum kafamın altına ve ahhhh mis; sessizlik, yani tabiatın ortasinda komple bir sessizlik anlamsız gelir, arada bir akşam kuş sesi, bir yaprağı okşayan rüzgar sesi elbette duyuluyordu ve Claire’in nefes alışı ve verişi. Tarlamızda ve tarlalarda herkes ışıklarını kapatmıştı, şehrin 70 km kadar uzağındaydı, yıldızlar ancak o kadar net ve güzel gözükebilirdi sanırım. Boynumu bir böcek ısırdı. Spontane ve senkronize bir şekilde Claire ile bir kısık çığlık attık, gökyüzünün altında uzanmış kayan bir yıldız bize bir dilek armağan etmişti. Gözlerimi kapattım ve dileğimi tuttum. Gozlerimi o gece bir daha açmadım. Uyumuştum.

Ertesi sabah Claire hala uyuyordu, ben ayağa kalktım  ve birkaç  metre yürüdüm uyanmak için. Bir taşın üzerine oturdum ve hoş doğamıza baktım , elbet doğa hepimizin, sadece bizim ekoköyümüzden bahsetmek amaçlıydı. Baktım etrafıma, Yav ne güzeldi ama ki, nasıl da özlemişim ki. Yüzümü yıkadım. Kahvaltıya gittiğimde herkes uyanmıştı, Claire daha sonra geldi, organik domatesten tut organik bala kadar masa süslenmişti, domatesimizi, balımızı… kendimiz üretiyorduk. Celal abi tavukları da serbest bırakmıştı, gıd gıd gıda. Biliyor muydunuz ki bir tavuk her “gıd gıd gıda” yaptığında aslında “Ben bir yumurta bırakıverdim sizlere dermiş. Ciğerlerime kadar dolan yeşillin kokusu.

Kahvaltı sonrası calışma  vakti gelmişti, 8’den 12’ye kadar, güneş bizi fazla yakmayana kadar. Öyle ise taktım bandanamı, uzun pantolonumu giydim, ki bacaklarım değişik/dikenli yaban otlarıyla yaralanmasın diye ve büyük bir gülüş ile Celal abiye ne yapmam gerektiğini sordum. Claire yeni çıkan çiçeklerin ve ağaçlardaki meyvelerin ismini yazacaktı. Ömür yeni gelen tavuklar için bir tahtadan ev yapacaktı. İnci kitap okuyacaktı, malum yorgundu hala. Celal abi arılarla ilgilenecekti. Ali ve ben ise çileklerin arasında büyüyen yaban otlarını temizleyecektik, ki çiçeklerimiz sağlıklı ve rahat büyüsün, güneşin ve yağmurun eşliğinde. O gün biz de dogaya eslik edecektik, onun arkadaşı olup onunla birlikte çalışacaktık. Seni seviyorum doğa.

Bir saat çalıştıktan sonra güneşin bizlere yansıttığı sıcaklık iyice hissediliyordu, terlemiştim, yorulmuştum, henüz alışamamıştım. Bir su içeyim de dinleneyim dedim. Sabahımız ard arda çalışarak ve dinlenerek geçti. Claire arada bir yanımızdan geçip  bize gülümsüyor ve o pozitif enerjiyi uçurarak bize veriyordu. Çilekler hala olgunlaşmamıştı, tadına da bakamadık, olsun. Onlari temizlemek ve çıplak bırakmakta güzeldi, şimdi güzelcene büyüyebilirler, belki bir daha geldigimizde, bir iki haftaya tadlarına bakabileceğizdir.

Bir baktım, sofra yeniden kurulmuş, hepimiz aç ve yorulmuşuz, sessizce yemek yiyoruz. Benim karnım ağrıyordu bayağı, pek bir şey yiyemedim. Aslında masanın üstündeki tüm  gıdaların kendi yetiştirdiğin  topraktan geldiğini düşünmek oldukça doyurucu geliyor. Çocuğumuz  olmuş doğa. Tohumunu ekip, meyvesini yiyoruz. Ama bu iki eylemin arasında tutkuyla, istekle yapılan bir çok iş var. Buna iş denilir mi bilmiyorum ama, her sabah bu yeşilliği günaydınlarla selamlamak, her akşam da onunla birlikte yatağa girmek çok ayrı bir huzur olmalı. Celal abi bunu hissediyor yılın 365 günü. Celal abi son sigarasını sardıktan sonra, hoşçakallaşıp arabamıza bindik ve şehire döndük. Apayrı bir dünyaya. Bir bakmışım sevgimin bir parçası orada kalmış. Bu akşam yıldızları göremeyecektim!

Claire’in yazısı aynı 20 saatı farklı pencereden nasıl yaşandı!

Diğer Blog Yazıları
Tüm Blog Yazıları