Ersöz Çiftliğine Ziyareti

Ersöz Çiftliğine Ziyareti
25/09/2016

23 Temmuz akşamı “Gidelim mi yoksa başka bir zamana mı erteleyelim” düşüncesindeyken, kendi aramızda birkaç telefon görüşmesine moderatörlük yapan İnci GÖKMEN’in “Ben Nötr’üm” demesine Fikret ŞİMŞEK “Hiç olmazsa Cumartesi erkenden gideriz ve akşama da döneriz” sözü bir kez daha diğer arkadaşlar Claire ÖZEL ve Evren YILMAZ’la İnci Hocanın görüşmesine vesile oldu. Sürdürülebilir yaşam pratikleri yapmak ve başarılı örnekleri görmek önemliydi.

24 Temmuz sabahı GÖKMEN’lerin evinde 06:45’te buluştuk. Evren salonda Claire ve Ben’i bekliyordu. Mutfakta çay suyu kaynamıştı. Aile dubleksin ikinci katından az sonra indi. Çay suyu ocağa daha erken konduğu için belli ki İnci Hoca kalkıp suyu kaynamaya koşmuştu. Güzel bir sabahtı; yol heyecanı ile sıkı bir kahvaltı ettik; bal, rafadan olmayan yumurta, peynir, iki zeytin çeşidi, zencefilli elma ve keçiboynuzu reçelini çay ile pekala tıka basa kahvaltıladık. Bir de ekmekler kızarmış olsaydı hımm(!) iyi olurdu sabah sabah. Yola çıkmaya hazırdık.

Başmakçı Kasabası’nda Sultan ve Vehbi ERSÖZLER’İN ÇİFTLİĞİNE 385 Km Ankara’dan yolumuz vardı. İnsanlık tarihinin bu anında yaşadığımız özel arkadaşlığımızın samimiyetine önemle inanarak Transporter’e yerleştik. Claire ağır grip-biraz üşütme olsa gerek; hastaydı. O da böyle bir ziyareti deneyimlemek için özveriyle “Hazır” dı arka koltukta Evren ile. Güçlü bir arkadaşlık duygusu yaşamak için her gün birarada olmaya gerek yok. Herhangi bir zamanda ve bir yerde başlangıç yaparsınız yeter. Bu yolculuk da aylar öncesinden toplantılarımızın birinde önerim ile “Üretim Çiftliklerini Ziyaret Edelim” ile kararlaştırılmıştı. İnanıyorum ki; bu gibi ziyaretler yaşamı daha iyiye dönüştürebileceğimiz, olumlu ve sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için değişikliklerdir.

Yolda Diesel aldık Shell’den. 1 depo 320.-TL’ye doldu. Altı ay öncesinden aynı depo 385.-TL’ye doluyordu. Amaç devlete vergi ile daha çok para pompalamaktı. Sağlıklı beslenme, sosyal yolculuklar ve eğlenme gibi temel insani ihtiyaçlara para ayırmak böylece düşündürücüydü. Nitekim yola çıktık, araba yavaş yavaş ısındı, uyuşukluklarımız gün ile birlikte “iyi bir yolculuğun mümkün olabileceği umuduyla” biraz daha azaldı. Çayın damakta tadı kalmıyordu ve şoför düşündü ki; “bu yolculukta bütün arabayı bir kahve kokusu sarmış olsaydı” keşke.

İleriye umut tohumları serpmek eğrisel mantıkta şudur: Keşkelerle olası bir geleceği öyle bir resmedersiniz ki, insanlar (veya kendiniz) bunu gerçekleştirme konusunda gelecek sefer yardıma hazır olurlar. Keşke’nin içinde aslında pişmanlık yoktur, umut vardır. Bu benim tarzımdır. Konumuza dönersek; gelecek sefer hem kahvemiz, hem kek’imiz hem de tost’umuz olacak J

250 Km sonra, yolda Özdilek Dinlenme Tesislerinde durduk. Çay ve Neskahve, sucuklu tost, iki porsiyon su böreği, ayran ile ara kahvaltı yaptık. Sohbet ettik. Yolculuk esnasında da sohbetler ettik. Balıklar ve çantalarımız arkada, onlar sessizdi. Çifte kavrulmuş 0.5 Kg lokumu 5 kişi hediye olarak aldıktan sonra tam doymadan tekrar yola koyulduk. Önsezilerime güvenerek; akşam yemeği hafif geçmeliydi ve balıklar iyi kızarmış olacaktı salatanın yanında dururken.

Yerel üreticilerin yaşam alanlarını gezmek, incelemek, üretimlerini yerinde görmek ve pratiklerinden tecrübe edinmek birçok şeye değerdi. Ersöz Çiftliğinin ziyaretçileri mutlak eksik değildi. Bizler yaş ortalamasını biraz yükseltmiş olabiliriz ama, sakin ziyaretçilerdik. Aktivist olmasak da sabırla öğreneceklerimiz vardı. Nihayetinde, kilometre tamamlanmış, uzun keçe sakallı bir adam bizi Başmakçı’da TP önünde mopedi ile karşılamış, o önde biz arkada evlerine kadar getirmişti. Yarı açık park alanına park ettik, indik, çiftlik sahipleri Vehbi ve büyük topluluklara iyi yemek yapma tecrübesi olan Sultan bizleri samimiyetle selamladı, kucakladı. Gelişmiş bir bilgilendirme ekibi karşımızdaydı. Biz ayakkabılarımızı çıkarıp içeri dalarken, mahallenin kara sinekleri de açık unutulan arabanın yan kapısından içeri alay çoğunluğunda hücum ediyormuş.

Sedirde ve yer minderlerinde yerimizi aldık. Yok olma tehlikesiyle karşılaşan kuş türlerin toplu resmi duvardaki çerçevede sakince bizlere bakıyordu. Görünür bir biçimde kendi insani yaratıcılığımızla birbirlerimize samimi olduk. Şimdi mi yoksa sonra mı öğle yemeği yiyecektik? Bunu sonraya erteledik ve 21 yıldır dışarda olan biteni görmek için tekrar dışarı çıktık. Birbirimize ayrı düşmeden ekilmiş tarlaları ziyaret ettik, bitkilere dokunduk, geldiğimizi hissettirdik, övdük.. Belli ki bu bitkileri üretenlerin haftalık hedefleri vardı; pazara iyi mal yetiştirmek ve problemleri kendilerini eğiterek ve olumsuz tecrübelerinden ders alarak hemen çözmek. Bölgede büyümek ve yaşamak önemli avantajdı. Kamp ateşi etrafında sürekli aynı şeyler için ve aynı şekilde dönen ahmaklardan değillerdi. Fikirleri gerçekçiydi ve buna inanmışlar, böylece bütün ilgilerini işlerine vermişler, hep bir sonraki adımı düşünerek ortaya çıkan sıkıntılarıyla fazla ilgilenmemişlerdi. Daha iyi bir dünya yaratmak için yetenekleri geliştirmek ve kullanmak gerekti. Ruhunuz evet derken, zihniniz tembel çalışıyorsa veya başka şeylerle meşgul ise yaşamak için hep uçurum kenarında gezinmeniz doğal olabilirdi veya kabullenerek yaşamak!

Gezinirken, ekim ve dikim örneklerini görürken büyük dalgayı yakalamıştım ve değerli bir amaç için ipe asılı duran heyecanımızı ve enerjiyi kendimize, yani verimli bir yöne doğru organik tarımdan GüneşKöye kaydırmak, ilkelerin ve değerlerin, karar verme mekanizmalarının ayrıntılarını dinlemek yerine, eylemin içinde olmak heyecanına büründüm. Altı farklı Brokoli, Şubat’a kadar mevsimi uzatılan domatesler, Bitki besleme yöntemleri, Hıyarda tazelik ve süreklilik… Karı-Koca iki kişiden büyük bir topluluğa dönüşmüştü ve başarı gelmişti. Para kazanç meselesi? Aslında çözülmüştü, endişelenmek gereksizdi. Bir seri danışmanlık verebilecek boyuttaydılar. Üretim, beraber olma duygusu ve gelişen organizasyonları göz önünde iyiye gitmiş bir işletme vardı karşımızda. Belki ufak savrulma süreçleri yaşadılar, ama bu düş kırıklıkları birbirlerini daha birbirlerine bağlamış ve iş için eyleme yol açmıştı. Benim gördüğüm buydu. Becerikli ve heyecanla kendilerini işe veren bir ailenin başardığı böyle enerjik bir büyüme gözlerimin önündeydi. Güvenimizi artırmak için tarla içlerinde sorular soruyorduk ardı ardına. İyi tarım örnekleriyle kar amacı güden bu kurumdan etkilendim. Biz tekrar eve dönerken, on bin sinek de güvenle ve sıcakkanlılıklarıyla yanıbaşımızda kar amacı kolluyorlardı.

Başmakçı onların eviydi, köklerini 3 çocuk ve bir gelinle salmaya başlamışlardı. Yavaşlamak yerine, üzüm bağı kurma hazırlıklarıyla genişleme yolundaydılar. Bir yerde başarı, geçenlerde birkaç gece kaldığım GKde bende oluşan histir bu, bir yere derin bir bağlılık duyma hissine gerek olduğunun farkındalığıyla geliyordu. Ayak izinizin toprakta olması yeterli değil, el iziniz de olmalıydı. Toprak taze izleri sürekli üstünde taşıdığı sürece size dost kalabilen bir canlıydı. Heyecanı tetikleyen bu insanların anlattığı her şey eğilimi desteklerken yüzeysel duyguları da siliyordu. Bu yüzden bu ziyaret önemliydi ve bizi önemli bir noktaya götürdüğünü hissettim.

22:30’a kadar akşam yemeğinden sonraki sohbetimiz oturma odasında sürdü. Sabırlı ve anlamaya çalışan dinleyicilerdik. Gelişim süreci anlatıldıkça bundan kendimize pay çıkarıyorduk. Vehbi’nin sulamanın ve gübrelemenin başında olması, suyun yaşam arttırıcı kalitesinin nasıl korunup geliştirildiğini aklıma yazdım. Doğal sistemler değildi bu. Yaşayarak geniş bilgi edinilmişti. Mikro iz elementleri sohbetini mikro iklimlere dönüştüren fikirler vardı. Her ikisi sürekli anlattıkça işlerinin bir örgü gibi yoluna girdiğini düşündüm. Toprağa ait istekler ve öneriler konusunda ilgili deneyimlerden ve kendi deneyimlerinden sürekli yararlanıyorlardı. Akşamüzeri sunumları günün öğleden sonraki sunumundan daha değerliydi ve tartışmalar olmadan sona erdi. Ama bir yerde eksiklik vardı ve bunu bulamıyordum. Bu düşünceyle hemen yandaki az soğuk olan odadaki yatağa Ali Hocamla yöneldik. Kadınlar bu sohbet odasında geceleyeceklerdi.

Pazar günüydü ertesi gün ve 06:30’da kalktım ve Ali Hoca ile birlikte giyinip dışarı çıktık, gezindik, tavuk çiftliklerinin kokusu burnumuzun direğini kırdı. Sonra Sultan kalktı, seralardaki domatesleri anlatırken evden çıkan Vehbi bize katıldı. Sıvı gübre hazırlığını anlattı bir yarım saat. Çok önemli bilgilerdi. Derken herkesle birlikte kahvaltıya oturduk. Her şey evde hazırlanmıştı. Reçeller harikaydı. İyi yedik ve çay içtik. 10:00 gibi yola koyulduk sineklerimizle birlikte. Bu gezintiden memnunduk. Görseller vizyonumuzun amacını aydınlatmış ve ne için çalışmamız gerektiğini, zamanı özellikle dikkate almamızı bize göstermişti. Yapmamız gereken ilerlemek ve gerçeği yaratmaktı.

Ankara’ya gIMG_3913elirken yoldan bir sapmayla Yunus Emre Türbesini ziyaret ettik. Ziyaret önerisi hepimizi sevindirdi. Bu plan dışıydı ve Ali Hoca’nın önerisiydi. Güzel peyzaj alanlarından geçtik, yollar güzeldi, tarlalar tertemiz ekime hazır durumdaydı.

Türbe alanındaki bir salona ayakkabılarımızı çıkararak girdik, biraz dinlendik, İnci Hoca raftan Yunus ile ilgili bir kitap aldı, herkes bir sayfa söyledi ve yazılanlar sesli okundu. Ben 55 numaralı sayfayı seçtim, yazan şuydu: “Her türlü isteğim topraktan aldım, Dileğin var ise iste Allah’tan, Almak için uzak gitme topraktan, Cömertlik toprağa verilmiş Hakk’tan.” Bu aralar toprakla çok uğraştığım için, iyi rasgelmişti dörtlük. Dörtlük Aşık Veysel’in olmalı. Sonra dışarı kıl çadıra çıktık, burada ücretsiz çaydan içtik. Ülkenin bilgili ve insan sevdalısı bir insanı ziyaret etmekten keyif duyduk. Şiirlerini tabletlerde okuduk. Yine çıktık yola.

Ankara’ya 18:00 sularında geldik. Sineklerin hemen hepsini yolda doğaya uçurduk pencere ve arka bagaj kapısından. İnci Hoca’dan bir balık yeme sözü aldık. Yine de son söz olarak söylemek gerekirse, gelin bunu da Goethe’ye bırakalım: “Yapabileceğiniz veya düşleyebileceğiniz ne varsa ona başlayın. Cesarette zeka, güç ve sihir vardır. Hemen başlayın.”

Sevgiyle kalın.

Diğer Blog Yazıları
Tüm Blog Yazıları